Ezel mi Omer mi – Nakaha

ezel mi yoksa omer mi
aldatmak mı yoksa aldatılmak mı
susmak mı yoksa intikam mı..

ezel olsam susup oturmazdım boyle,
tum uzattıgım eller beni itmisken ucurumdan.
ezel olsam bu kadar umursamaz kalmazdım,
karsımda tum silahlarıyla ustume gelenlere karsı.
ezel olsam herkesin bir tarafı olurdu benim icin,
ya benımledir ya digerleriyle her bir kisi.
ezel olsam canımı yakanların canını yakmak icin,
bir dakka tereddutmezdım sevdıklerımı bile kırmaktan.

omer olsam eger,
tum herseye ragmen yine kendime kızardım.
omer olsam eger,
her an acı ceksın ıstemezdım onlar.
omer olsaydım eger,
icten ice tum zehrimi onlara akıtmak istemezdim.
omer olsaydım eger,
bana yasattıklarını her an onlar da yasasın istemezdim.

simdi esas soru su;
ezel miyim yoksa omer mi?

17/01/2010     02:32

Yalnızlığa Alışmalı – Can DÜNDAR

Bavulları hep toplu durmalı insanın…

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı…

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli…

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı…

Yalnızlığa alışmalı…

*  *  *

Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. Dayanışma… günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık…

Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.

*  *  *

İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa…

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan… Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı… Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli… Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı…

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına…

“Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne…

Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kim­se yok” denmeli, “… belki de hiçbir zaman olmaya­cak…”

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı…

*  *  *

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı… Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ”doğruydu, yaptım”la teselli bulmalı insan…

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı… Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı…

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı…

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli…

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…

*  *  *

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan…

Yollarla barışmalı…

Yalnızlığa alışmalı…

Ezelden – Sen Bilmezsin

Sen bilemezsin geceyi..
Geceleri sokak lambaları altında oturan yalnızlıkları..
Kaç gece sana dağlardan şarkılarını yolladı rüzgarlarla?
Sen,kaç geceye dost oldun..
kaç saat dayanabildin ona ..
kıvrıldığın yerde uykuya mı daldın hep…?

Sen bilemezsin yalnızlığı…
Hiç ses duymadığın bir yalnızlık yasadın mı?
sen kaç yalnızlığa dost oldun..
kaç saat dayanabildin ona..
yüzüne kaç kapı kapayıp kaçtın yalnızlıkların…?.

Sen bilemezsin ağlamayı…
Gözlerin dolduğu anları ağlamaktan miı sayıyorsun hala?
Sen,kaç kez bir basına ağladın..
kaç saat dayanabildin gözyaşlarına..
Ellerinle yüzünü kapatıp,kendinden mi sakladın hıçkırıklarını…?

Sen bilemezsin içmeyi…
Şişenin dibini bulduğun an midir sana göre içmek?
Sen kaç kez,şarap tadında buruk şarkılar söyledin..
kaç saat dayanabildin sarhoşluğuna..
Kadehini aklındakilerle mi yoksa yüreğindekilerle mi içtin…?

Sen bilemezsin sevmeyi…
sevgi dediğin sadece seni sevenleri mi sevmek?
kaç vakit ayırabildin sevmeye..
Sadece severek kaç vakit dayanabildin..
İçinde öldürdüğün sevgilerin sahipleri nerede!
Kaç kalpten ceketini alıp cıktın şimdiye dek…?

Ezelden-1

Bir zamanlar iki adam varmış
Birbirinin arkadaşı
Birbirinin düşmanı
Biri diğerinin böğrüne bir hançer gibi
Bir yalnızlık sokmuş bir gece
O adam bir gün o yalnızlığın içinden
Yeniden doğup yemin etmiş.
Diğerini bulup o yalnızlığın içine
Diri diri gömmeye.

Sırf yalnız olmak değildir yalnızlık
Aynada kendine tahammül edemeyen adam yalnızdır.
Kendi surlarında gedik açamayan adam yalnızdır
Ama kendi etrafına kaleler kuran herkes yalnız olmak istemez
Onları yıkacak birilerini arar yanında
Sevilmeyi hak etmediğini düşünen herkes yalnızdır
Sevmekten korkanın kaderi ise yalnız olmak değildir
Nefret ettikleriyle baş başa kalmaktır sonunda

Yalnızlık ayrı düşmek değildir sadece
Veda edememektir.
Neyin hayalini kurarsan kur
Her hikayenin sonudur yalnızlık.

Her zaman karanlık değil
Bazen pırıltılı bir mücevherdir yalnızlık
Yalnızlık arkanı dönmek değildir sadece
Serbest bırakmaktır sararıp solmuşlukları.

Dur hemen karar verme
Çünkü kendin için yalnız kalmak
Sevdiğini yalnız bırakmaktır.
İki arkadaş çaresi yok çarpışacaktır
İki düşman birbirine kavuşacaktır.

Çaresi yok biri yalnızlığa kucak açacak
Diğeri haince yalnızlıktan kaçacak
Çaresi yok en çok sevilen kimse
O hep yalnız kalacak

İki arkadaş çaresi yok biri ölecek
Çünkü yalnızlık ilk gelene keser bileti
Çünkü pusudaki canavar
Tek bir isim fısıldar kulağına EZEL

Çünkü canavar sabırla sürüden ayrılanı bekler
Çünkü yalnızlık tek başına olmak değil
Pusuda bekleyen canavarla
Tek başına mücadele etmektir.

Hadi Git – Cemal SAFİ

git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
günahıma girmeden, katilim olmadan git!

git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.

mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

hadi git, benden sana dilediğince izin,
öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
çünkü herkes beni kays, seni leyla bilirler.

sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.

her darbene tahammül edecektir bedenim,
gururum mani olur perişanıma benim.

yari ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
sana gül bahçesini kim açar benden başka!

hercai arılara meyhanedir çiçekler,
kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
git de allah aşkına bir selama muhtaç et!

güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!

git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
günahıma girmeden, katilim olmadan git! …

Parçalandım – Candan ERÇETİN

Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım

Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile

Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye

Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım
Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım

Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum

Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun

Birini tandık bir vişne ağacının dibine ektim
Soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi

Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
istedim, geri vermedi, meğer benden pek haz etmezmiş

Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım

Söz: Candan Erçetin

Ölüm – Nakaha

ölüm denen sey nedir tam olarak
nedir insanlari bu kadar urkuten sey sence..
bikac gundur bunu dusunuyorum
ölümden anladigim sey gercekten sadece
fizyolojik ölüm mu..
kesinlikle hayir..

ölüm dedigin sey cok farkli aslinda
tamam o kisiye bi daha dokunanamak
onun kokusunu bi daha alamamak
bunlari dusudukce o bildigimiz ölüm de
yeterince kotu bir sey..

ama esas ölüm sudur bir insan icin..

ne zaman ki bi insanin hayatinda
senden bir parca kalmaz
iste o vakit sen bir ölüsün artik
o insan icin..

boyle olursa durum
bu dunyadasin ya da otekindesin
cok da muhim degil artik
o kisi icin sen ölmüssün demektir..

ama tam tersine
belki cok buyuk darginliklar yasarsin
belki cok buyuk engeller ayirir seni
hatta belki gercekten ölmüssündür
ama hala sen varmiscasina devam ettiriyorsa hayatini
“o”
hala sen kizarsin diye cok istedigi seyleri bile yapmiyorsa
“o”
hala sen cok sevinirsin diye hayatinda ufak degisikler yapiyorsa
“o”
hala hayatinda bir “sen”le birlikte yasiyorsa
“o”..
iste bu vakit sen “o” kisi icin hala hayattasin
uzakta da olsan gercekten ölmüs de olsan..

fakat “o” bunlarin hicbirini yapmiyorsa
sirf senden ayri dustugu icin
iste o vakit sen bir “ölü”sün
ister bu dunyada ol
ister otekinde…

28/09/2009 00:34

Kendine İyi Bak – İlhan Gürtop

Kendine iyi bak” bir “veda” değil “elveda” cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum”“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

“Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.”

“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, “kendine iyi bak” derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. “Bitti” diyemedikleri için, “kendine iyi bak” derler. “Kırıldım ve affedemiyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. “Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım” diyemedikleri için kendine iyi bak derler. “Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

“Kendine iyi bak” bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. “Kendine iyi bak” deme bana. Nokta koyma.

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden… Gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?

Peki o zaman… Senin istediğin gibi olsun… Öyleyse…Sen de “Kendine İyi Bak.”

“Kendine iyi Bak” derler, kurşunu kafana sıkıp giderler

Ben Olmayınca – Ebru Gündeş

ben olmayınca hemen bulmuşsun birini
yol ayrımında unuttun yeminlerini
sen bitirdin hem kendini hem de beni
şimdi git artık, dönme geri

kime gidersen git beni unut artık

bir gün aşklar biter, hatıralar kalır,
kimi seversen sev hep hatırlatır
sanma bir başkası yerimi alır
gelenler gideni elbet aratır

ben olmayınca “ondan kurtuldum” demişsin
benim yerime bir başkasını sevmişsin
beni zaten aslında hic sevmemişsin
üzülmedim hiç, dönme geri

kime gidersen git, beni unut artık

bir gün aşklar biter, hatıralar kalır,
kimi seversen sev hep hatırlatır
sanma bir başkası yerimi alır
gelenler gideni elbet aratır

Özledim Seni – Can YÜCEL

özledim seni…

ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek….

Can YÜCEL

« Daha eski yazılar