Herşey mi üst üste gelir – Büşra SARIKAYA

Gece gece nerdende geldiysen aklıma…
Gerçi aklımdan çıkıyor musun , sorsana ?
Yine uyku yok bu gece…
Ve tabiki ;İçimdeki acının eşliğinde…

…Aynı vakitteyim; gittiğin günde ,
Ve saatte…
Sanki günlerim doğmuyor , yelkovan bir türlü ilerlemiyor…
Bunlarında cabası gibi sanki ; Herşey üstüme geliyor…
Senden sonra toparlayamadığımdan mıdır nedir diğer tüm ilişkilerim bozuluyor birbir…
Hiç beklemediğim insanlardan ummadıklarımı görüyorum…
Seni özlemek yeterince acı vermiyormuş gibi birde en güvendiklerimden tadıyorum hayatın acı sillesini…
Yapmaz dediklerim arkamda bildiklerim yakıyor en çokta yüreğimi…
Sanki sen yeterince yakmıyormuşsun gibi…
Omzunda ağladıklarım , sırtımı dayadıklarım destek verdiklerini sanıyorken ben , köstek oluyorlar işte…
Herşey mi üst üste gelir ?
Yada hayat bir insanı bu kadar mı çok incitir…
Eksikdikçe eksiliyor parçalandıkça parçalanıyorum…
Sana ihtiyaç duyuyorum daha fazla…
Desteğini arıyorum yanımda…
Belkide sen olsan , seninle olsam bu denli yıkılmazdım, yıpranmazdım yaşadıklarımda…
İşte böyle bitmeyen noktalarım var benim (…)
İçimdeki sakladıklarım çığlık atarken, benim bastırdıklarım…
Söylediğim ama araya temkinide eklediğim…
Dedim ya böyle işte…
Ne noktalarımın sonu gelir nede acılarım biter benim…
Hayat bu ya ; Nefes almak tek tesellim .

Büşra SARIKAYA

Benim bu suskunluklarım boşuna değil

Kimseyi kırmayayım diye uğraşırım..
Herkes iyi olsun diye..
Susarım bu yüzden..
Öyle herkes gibi küçük şeylere takılmam..
Güler geçerim çoğu zaman..
…Kırılırım ama yinede kırmam..
Üzülürüm belli etmem..
Sanarki dışarından gören biri; Dertsiz..
Tasasız..
Öyle herşeye gülüp geçmemi; umursamaz..
Böyle sanarlar işte..
Oysa içimde yaşarım.. Öyle bir yaşarım ki dışımdaki sessizliğe inat fırtınalar kopar bedenimin her yerinde..
Biriktiririm.. Kimseler üzülmesin yada en azından benim yüzümden üzülmesin diye..
Bilirler evet belkide herşeyimi.. Ama hep belli yüzlerini bilirler..
Bilmezlerki daha ne tarafları var..
İçimdeki kızgınlığı durdurmasını bilirim..
Bunu becerebilirim..
Ama herkesinde bir sabrı var..
Susarak nereye kadar ?
Gün gelir öyle bir konuşurum ki kimse anlayamaz bunun sebebini..
Ancak herkes birşeyler çıkarır içinden kendine..
Gün gelir tükenir sabrım ve içimdeki kızgınlığı susturamazsam eğer tanıyamazsınız beni..
Sustuklarım birer birer dökülür ortaya..
Geçiştirdiklerim gülüp geçtiklerim yığılır bir anda üst üste..
Ve çok geç olur o zaman..
Beni anlarsınız elbet ama büyük bir pişmanlıkla..
Kırdığınız zamanlarımda anlmadığınız yada anlamak istemediğiniz beni anlayıverirsiniz bir anda..
Benim bu suskunluğum boşuna değil elbet vardır fırtınası sonunda..

Büşra SARIKAYA

Can ‘ dediklerin..

Can deriz.. Canım deriz..
Onun iyiliği için; sırtını sıvazlamak yerine her hatasında yüzüne vururuz..
Vururuz ki kimselerin söylemediğini en yakını söylesin ona ki daha az acısın..
Hatalarını başkalarına karşı savunuruz örtpas ederiz incinmesin gururu diye..
Onun yerine , en uzaklarının yerine , biz uyarırız onu..
…Yapmaması gerekenin üstüne gider hatta sıkarız ama iyiliği için..
Kötülüğüne dair hiçbir art niyet taşımadan düşüncelerimizde..
Kendimizden önce ona çabalarız..
‘İdare etmek’ deyimini en çok onun için kullanırız..
Kullanırız ki zor durumda kalmasın..
Mutluluğunda uzakta kalır, onun mutlu olmasını gülümseyerek karşılarken; ağladığında hiç çekinmeden omuz uzatırız..
Teselliyi başka kollarda arayıp istemediğinde bile, belki yüzsüzlükle yinede yanında oluruz..
Bizde insanız ve bizde kırılırız..
Ama cahilliğine verir, aklının hovardalığına verir susarız..
Bir adıım önde hisseder kendini senden daha iyidir ya..
Bunada ses çıkarmaz o böyle mutluysa deriz..
Canı sıkkınken bize bağırmasına bizi terslemesine sesimiz çıkmaz yine..
Vefalı olalım diye..
Kardeştir çünkü..
Candır.. Canındır..
Sonra birgün kardeşin bildiğin hani derler ya eskiler..
Konuşmayıp dinlediğin , ağlayıp sakındığın..
Öyle bir ters gelirki sana..
Ve öyle bir damarından bulur ki seni..
Kırılırız dediklerin ufacık kalır yanında..
Bu defa susulucak gibi değildir..
Yinede kardeş dersin ama..
Sonra bir kez daha ve bir kez daha..
Artık incinmişsindir..
Ve hani seninde bir şeyler gücüne gitmiştir..
Yaptıklarını başına kalkmak gibi değilde bunca fedakarlığı nasıl unutur derdine susamayıp söylersin bunca zaman onun yanında kimse yokken senin olduğunu..
Ve sonuç bu ya ;
Oda güler buna ve sen olmasaydında olurdu der..
Ve bu hepsindende ağır gelir işte..
Kızarsın ama ona değil yinede..
Kendine ; Belkide ben hatalıyım diye..
Sana yapman gereken tek şey kalır ve yaparsın..
Sessizce köşene çekilirsin ve izlersin artık olan biteni..
Bazen için gider dayanamazsın çünkü görürsün sen olmadan idare edemediğini..
Ama yinede o böyle istiyor ya dersin durdurursun kendini..
Bazen onada kızarsın sizi şu duruma getirdi diye..
Ama uzun sürmez kendine olan kızgınlığın ağır basar çünkü..
Artık hayatın onun hayatı olduğunu kabullenmen gerekir ve sessiz köşenden onun için mutluluk dilersin..
İşte can dediğin canım dediğin bunu yapar sana..
Ama sen yinede denildiği gibi mutluluk dilersin sadece mutluluk..
Ne bir beddua nede bir ah..
Canın dediklerin bunu yapar ya , seninde dilin varmaz artık kardeş demeye bir başkasına..

Büşra SARIKAYA

Aşık olduğunda..

Sevgiye inancı kalmamış biri olmuştum..
Aşk mı ? Aman uzak dursun diyenlerden..
Hayal kurmaktan korkar….. Birine güvenmekten çekinir olmuştum işte..
Yalnızlığı kaçış belleyen hatta tek sevdiği yalnızlık olan..
‘Seni seviyorum’lar sahte gelir aşka dair verilen sözler unutulacak birgün gözüyle bakardım her sevgiliye..
Bir kere dilim yandı ya tövbe etmiştim sonrasına..
Mutlu olmayı bile öğrenmiştim eksikte olsa..
Ama yüreğine söz dinletemezsin..
Öyle biri çıkarki karşına ettiğin yeminleri gözün görmez biranda..
Hani söz vermiştin kendine bir başkası olmayacak adına ?
Güvenmek yoktu hani öyle bir daha..
Bir başkası girmeyecekti ve merkez olmayacaktı hayatında ?
Tüm bunlar belliki unutturmuş sana ;
Geçmişi bırak dünyayı gözün görür mü sanıyorsun aşık olduğunda..

Büşra SARIKAYA

Biraz Değiştim – Can Yücel

Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum…

Ah Ulan Riza – Yusuf HAYALOGLU

Ah Ulan Riza!

Neden hala gelmedi ..
yoksa..
Saatimi sasirdi bu hiyar?
Gerci hic saati olmadi ama en azindan
birisine sorar …
Cebimde bir lira desen yok!
Madara olduk meyhaneye
Ah esek kafam benim ..
Nasilda güvendim bu hergeleye !..

Gelse baliga cikacak dik ,
Ne cekersek kizartip birayla yutacak dik
Kafamiz tam olunca sarkilar döktürüp
Enteresan hayallere dalacaktik…

Bu sandali geçen hafta denk getirip
Calintidan düsürdük…
Arkadaslar israr etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düsündük…

Saat sekizde gelecek di,
Bana birkac milyon borc verecek di
Yoksa o nemrut karisi kacti da
Onun pesinden mi gitti?

Eger öyleyse yandik,
Gudubet gene yapti yapacagini!..
Gecen senede merdivenden itip
Kirmisti Riza’ nin bacagini…

Kadinda boy su kadar;
Kalca firildak, göz patlak, kafa catlak!..
Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
Ya horlarken Riza’ yi bogacak…

Bak simdi acidim, ask olsun adama…
Ben olsam vallahi bas edemem!..
Hele bes tane velet var ki boy boy,
Allah’tan düsmanima dilemem!..
Aslinda iyi cocuktur Riza, efendi huyludur,
Herkesin suyuna gider…
Yoksa kaliba vursan hani,
Tek basina on tane adam eder

Bir keresinde, hiç unutmam
Üc-bes zibidi haraca dadandi;
Riza sandalyeyi kaptigi gibi
Herifleri hastaneye kadar kovaladi!..

Ayni mahallede büyüdük, ayni kizlari sevdik,
Ayni kafadaydik…
Orta ikiden biraktik, matematik agir geliyordu,
Biz baska havadaydik…

Ayni gömlegi giyer, ayni sigaraya takilir,
Ayni takimi tutardik…
Fener’ in her macinda iddialasip
Millete az mi yemek ismarladik!..

Bir tek askerde ayrildik
Bana Bornova düstü, ona Gelibolu…
Döner dönmez evlendirdiler
En büyük salakligi da bu oldu!..

Bense hic düsünmedim zaten paramda yoktu
Hep tek tabanca gezdim
Benim begendigimi anam istemedi,
Onun gösterdigini ben sevmedim!..

Neyse bunlar derin mevzu…
Anlasildi bu herif artik gelmeyecek…
Ufaktan yol alayim
Anam evde yalniz, simdi merakindan ölecek!..
Gittim vurup kafayi yattim,
Rüyamda gördüm gülümseyerek geldigini…
Ne bilirdim, yolda kamyon çarpip
Hastaneye kavusamadan can verdigini!..

Vay be Riza!..
Sonunda sende düsüp gittin Azrail in pesine !..
Dün bosuna günahini almisim,
Ne olur kizma bu kardesine…

Öglen kahvede söylediler, Riza öldü, dediler
Ne kolay söylediler!..
Sanki dev bir tas ocagini
Kökünden dinamitleyip
Üstüme devirdiler!..

Ah dostum …
o kocaman gövdene
O beyaz kefeni nasil kiyip giydirdiler?
O zalim tabutun tahtalarini
Senin üstüne nasil böyle civilediler?

Yani sen simdi gittin, yani yoksun, yani
Bir daha olmayacak misin?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ismarlamayacak misin?

Peki beni kim kizdiracak,
Kim zar tutacak, kim agzini sapirdatacak?
Peki beni bu köhne dünyada
Senin anladigin kadar kim anlayacak?

Ulan Riza…
ne hayallerimiz vardi oysa,
Ne acayip seyler yapacakdik
Totoyu bulunca dükkan açacak,
Adini dostlar meyhanesi koyacaktik…

Talih yüzümüze gülecekti be,
Kariyi bosayip sifir mersedes alacaktik
Hafta sonu iki yavru kapip
Bogaz yolunda fiyaka atacaktik!..

Ah ulan Riza…
Bu mahallenin nesini begenmedin de öte yere tasindin?
Arasira giciklasirdin ama inan ki,
Benim en kral arkadasimdin!..

Ah ulan Riza…
Ben simdi bu koca deryada tek basima ne halt ederim?
Senden ayrilacagimi sanma,
Birkac güne kalmaz bende gelirim!!!

Yusuf Hayaloglu

Yalnızlığa Alışmalı – Can DÜNDAR

Bavulları hep toplu durmalı insanın…

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı…

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli…

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı…

Yalnızlığa alışmalı…

*  *  *

Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. Dayanışma… günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık…

Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.

*  *  *

İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa…

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan… Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı… Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli… Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı…

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına…

“Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne…

Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kim­se yok” denmeli, “… belki de hiçbir zaman olmaya­cak…”

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı…

*  *  *

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı… Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ”doğruydu, yaptım”la teselli bulmalı insan…

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı… Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı…

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı…

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli…

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…

*  *  *

Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan…

Yollarla barışmalı…

Yalnızlığa alışmalı…

Hadi Git – Cemal SAFİ

git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
günahıma girmeden, katilim olmadan git!

git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.

mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

hadi git, benden sana dilediğince izin,
öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
çünkü herkes beni kays, seni leyla bilirler.

sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.

her darbene tahammül edecektir bedenim,
gururum mani olur perişanıma benim.

yari ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
sana gül bahçesini kim açar benden başka!

hercai arılara meyhanedir çiçekler,
kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
git de allah aşkına bir selama muhtaç et!

güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!

git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
günahıma girmeden, katilim olmadan git! …

Kendine İyi Bak – İlhan Gürtop

Kendine iyi bak” bir “veda” değil “elveda” cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum”“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

“Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.”

“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, “kendine iyi bak” derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. “Bitti” diyemedikleri için, “kendine iyi bak” derler. “Kırıldım ve affedemiyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. “Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım” diyemedikleri için kendine iyi bak derler. “Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

“Kendine iyi bak” bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. “Kendine iyi bak” deme bana. Nokta koyma.

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden… Gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?

Peki o zaman… Senin istediğin gibi olsun… Öyleyse…Sen de “Kendine İyi Bak.”

“Kendine iyi Bak” derler, kurşunu kafana sıkıp giderler

Özledim Seni – Can YÜCEL

özledim seni…

ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek….

Can YÜCEL

« Daha eski yazılar

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.